Bu film, Warner Bros ile Walt Disney’in artık görsel, kurgusal ve hikayesel olarak tekdüze olmaya başlayan animasyon yapımlardan bir tanesi olabilirdi. Ama yıllardır bu film üzerinde çalışan vizyoner insanlar, animasyon sektöründe bir farkındalık yaratmak istediler. Ve bunu başaran başyapıtın adı ise Spider-Man: Into the Spider-Verse oldu. İnceleme yazısı spoiler içerir.

İlk olarak değinmek istediğim konu, Spider-Verse’ün sanat yönetimi. Elinizde iyi yazılmış bir hikayenin oluşu, ortaya çıkan eseri tek başına kaliteli yapmaz. Görsel ve işitsel olarak onu en iyi şekilde kurgulamanız da gerekir. Sony’nin alışılagelmiş animasyon kalıplarının dışına çıkarak, filmi bir çizgi roman gibi en ufak detayına kadar tasarlayışı takdir edilesi. Her sahnenin bir duvar kağıdı olabilecek kadar renk tonlarının uyum içinde kullanılışı, Miles’in düşüncelerinin kutucuk halinde görünüşü, karakterlerin detaylı çizimi ve daha saymakla bitmeyecek birçok etkileyici görsellik. Ortada özenle kurgulanmış, karakterin ve dünyanın atmosferini uyum içerisinde yansıtan bir sinematografi var. Spider-Verse’ün açtığı bu yol, birçok film şirketine örnek olmalı.

Film klasik bir köken hikayesini konu alıyor, Miles ve ailesi sıcak bir açılış ile karşılıyor bizi. Devamında New York’un kahramanı Spider-Man’i görüyoruz. Bütün Peter Parker külliyatı çizgi roman panelleri şeklinde eğlenceli bir anlatım ile açıklandıktan sonra, Miles’ın gözünden Spider-Man’in nasıl bir kahraman olduğuna şahit oluyoruz. Film ilk riskini de burada alıyor. Tam Spider-Man ile Miles’in birlikte çalışacağı beklentisine girerken Peter Parker’ın ana kötü Wilson Fisk tarafından öldürülüşü, anlatımın tonunu tamamen değiştiriyor. Üstüne yakın zamanda kaybettiğimiz Stan Lee’nin ekranda belirişi, tüyleri diken diken ediyor. Bu anlatım, hem Miles’in gelişimini etkiliyor hem de izleyiciyi dramatik bir moda sokarak hikayeye bağlanmasını sağlıyor. New York’un kahramanı Spider-Man’in ölümü Miles’ın motivasyonunu şekillendiriyor. Ardından Gwen Stacy ile artan eğlenceli tempo, izleyiciyi Miles Morales’e biraz daha yakınlaştırıyor.

Hikaye, bu gelişmelerden sonra yeniden başlıyor aslında. Miles’ın kafa dağıtmak için dayısıyla zaman geçirdiği sahneler Spider-Man oluşunun temelini bizlere gösterirken, Mahershala Ali’nin seslendirdiği Aaron karakteri de işleniyor. Hikaye yine bu sahneler ile anlatımın temposunu yükselttiği sırada, hikayenin çok iyi altından kalktığı 4 karakter filmin başında yaşanan patlama sonucunda olaylara dahil oluyor. Kendine has özellikler barındıran bu karakterler, izleyiciye kısa ve öz bir şekilde tanıtılıyor. Bu isimler sadece filmi şenlendirmekle kalmayıp, Miles Morales’in Spider-Man olma yolunda akıl hocaları haline geliyorlar. Aksiyon sahneleri ise bütün bunların üstüne bal kaymak. Film her sahnede güçlü bir anlatıma sahip. Mizah ise kaliteli. Walt Disney yazarlarının yıllardır üzerimize attığı kopyala yapıştır şakalardan uzak, karakterlerin kişiliklerini yansıtan türden.

Hikayenin sırıtan yanları da var. Örneğin, çizgi romanlardan The Prowler’ın amca Aaron olduğunu biliyoruz ve çok fazla hayırsız amca gibi servis edildi, haliyle olacakları önceden görmek çok zor değil. Öte yandan Miles’ın babası Jefferson Davis’in her delikten çıkıyor oluşu, hikaye içerisinde tutarlık dediğimiz unsuru biraz tırmalıyor fakat üçlünün çok iyi yazılmış bir dramatik temeli var, bu da durumu kabul edilebilir kılıyor.

Yeni Peter Parker’a gelecek olursak, kahramanlık işlerini bir kenara bırakmış, depresif ve göbekli bir Peter Parker görmek güzeldi. Miles’ın yanı sıra onun dramasına da şahit oluyoruz. Mary Jane ile boşanmış, beş parasız Peter, içerisindeki duygusal boşluğu Miles ile doldurmaya çalışıyor: ”Çocuk mu istiyorum ne?!’ Peter’ın Miles’a kahramanlığı öğrettiği sahneler çok özenle kurgulanmış. Gerektiğinde aksiyon anında bile tavsiye veren bir usta, gerektiğinde de ‘otur oturduğun yerde’ diyebilecek kadar düşünceli.

Son dönemde Stanley Kubrick’in öğrencisi Vincent D’Onofrio ile şahlanan Kingpin’in ana kötü olarak seçilişi, anlaşılabilir bir tercih olsa da bu kadar fantastik bir ortamda karakter biraz sırıtıyor. Motivasyonu ise klasik olarak ailesi, basit ve etkili. Yan kötü konusunda yerinde bir karar alınmış, Dr. Octopus’tan biraz baymıştım.

Son olarak Into the Spider-Verse görsel, işitsel ve anlatım olarak bir başyapıt. Kaliteli insanların ortaya çıkardığı bu eseri, sinemada bulabildiğiniz en kaliteli ekranda izleyerek, hakkında konuşarak ve Blu-ray versiyonunu satın alarak ödüllendirin. Sony’nin başta Gwen olmak üzere birçok animasyon filmi üzerinde çalıştığını biliyoruz. Yani maceralar devam edecek, umarım aynı kalite devam eder.

CADDE NOTU: 9.0/10

”İnsanlara karşılıksız bir şekilde, yapılması gerektiği veya doğru olan şey olduğu için yardım eden kişi, gerçek bir süper kahramandır.” – Stan Lee

Kalbimizdesiniz! ❤

Stan Lee
Steve Ditko

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s