DC Comics karakterleri, 40’lardan bu yana ekranda karşımıza çıkıyor. Bu karakterleri ortak bir sinematik evren çatısı altında ise ilk kez 2013 yılında Man of Steel ile izlemeye başladık. DC Sinematik Evreni adını verdiğimiz bu dünyanın 6. filmi Aquaman, geçtiğimiz ay seyircisiyle buluştu ve sinematik evrenin en fazla kazanan yapımı oldu. İnceleme yazısı spoiler içerir.

Wonder Woman ile yönetmen Patty Jenkins, 1978 tarihli ve en iyi çizgi roman uyarlamalarından bir tanesi olan Superman: The Movie’ye saygı duruşunda bulunan ilham verici bir filme imza atmıştı. Ancak, bu evren altında izlediğimiz diğer dört film, Wonder Woman’ın evrende kurduğu başarılı temele yaklaşamamış, tam tersine DC Comics geleneğini reddeden -Justice League bu durumu kırmak için çaba göstermişti- kalitesiz ve başarısız sinema eserleri olarak karşımıza çıktı.

Saygı duyulan bir korku janrası yönetmeni olan James Wan filmin başında, oyuncu kadrosunda ise temkinli yaklaştığım Jason Mamoa’ya saygı duyduğum Nicole Kidman, William Dafoe ve Patrick Wilson gibi oyuncular eşlik ediyor. Senaryonun başında ise DC Comics’in en saygın yazarlarından Geoff Johns bulunuyor.

Filmin uyarlandığı Throne of Atlantis hikayesi, Geoff Johns’un New 52 döneminde kaleme aldığı bir eser. Filmde ise hikayede olduğu gibi Kral olmaktan uzak olan Arthur Curry, kardeşi Orm ile kara ve deniz arasında çıkacak savaşı önlemek için karşı karşıya geliyor. Arthur, alıştığımızdan daha farklı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Jason Momoa’nın kişiliğinden örnekler gördüğümüz karakter, filmin başında korsanlara karşı sularını kendi kanunlarıyla koruyan, yarı barbar yerel bir kahraman. Filmi ise aldığı dersler sonucu olgun bir kral ve kahraman olarak tamamlıyor.

James Wan ile Geoff Johns, Golden Age (Altın Çağ) döneminden bu yana çok ciddiye alınmayan ve Justice League içerisinde Cyborg ile birlikte en az popülaritesi olan Aquaman’e bir film çektiklerinin ve karakterin köken hikayesinin, birçok defa beyaz perdeye uyarlanmış bir Hamlet teması olduğunun farkında. Ama bu farkındalık, senaryo kusurlarını örtemiyor çünkü kurmak istedikleri klişe anlatım, tiyatral oyunculuklara bel bağlıyor. Oyuncu kadrosu ise bunu yavan bir anlatımdan öteye taşıyamıyor. Anlatım içerisindeki ucuz kısımları örtmeye çalıştıkları bazı görsel ve hikayesel temalar ise, filmi benzer örneklerinden ayıran en önemli unsur.

Patrick Wilson’ın hayat verdiği Orm, filmin en iyi yazılmış ve oynanmış karakteri. Son zamanlarda Thanos ile birlikte motivasyonu en ayağı yere basan isim. Yeryüzüne savaş açmak amacıyla 7 Krallığı bir araya getirme isteği, karaya savaş açma ve Arthur’dan nefret etme nedeni gibi detaylar epik görsel unsurlar ile birleştiği zaman karşımıza tutarlı ve güçlü bir ana kötü çıkarıyor. Orm’un Fisherman Krallığı’nı 5 kişi ile ele geçirmesi dışında.

Black Manta, özel ama bu filmde yer almasa da olur dediğim bir karakter. Arthur Curry’nin olgunlaşma sürecine katkı sağlasa da filmin tempo sorunu yaşadığı sahnelerin baş ismi. Babasını kaybettikten sonra, hiçbir şey olmamış gibi komedi dizilerinde görmeye alışık olduğumuz pop müzik sekansı eşliğinde kostümünü tasarladıktan kısa bir süre sonra, intikam duygusu ile yanıp tutuşarak Arthur’un peşinden koşturuşu karakterin tutarlılığına zarar veriyor.

Görüntü yönetmeni Don Burgess, görsel efektleri üstlenen Charles Gibson ve Kelvin Mcllwain ile birlikte izleyicisine sinemada az izlediğimiz epik bir seyir zevki sağlıyor.

Yönetmen James Wan, derin okyanusları kült eser Denizler Altında 20.000 Fersah’tan sonra bir kez daha derinlemesine işlerken, çizgi roman sinemasında kendisinin öncülüğünü edeceği bir ‘Water/Ocean Opera’ alt türünü duyuruyor. Filmin bizi Atlantis’te yolculuğa çıkardığı sahnelerde Lord of the Rings epikliğini tadabiliyorsunuz. Filmin 2001: A Space Odyssey gibi bize uzun uzun teknolojinin geldiği noktayı gösterdiği sahneleri de mevcut. Film, gemi savaşları ile Star Wars, çöl sahneleri ile Indiana Jones havasını farklı şekillerde yaşatmayı başarıyor. Bütün bu unsurlar filmi, görselliği ile sinemada fark yaratan bir uyarlama olarak bize sunuyor. Karakterler ise bu temaya çok uygun.

Aksiyon sahneleri özenle kurgulanmış. Denizin irili ufakları canlıları bu epik sahneleri çok zengin kılıyor. Keza çok fazla özel efekt gerektirmeyen sahnelerde tercih edilen uzun soluklu ve hareketli anlatım da izlemesi zevk veren sahneleri doğuruyor. Final savaşı ise filmin geri kalanı gibi epik.

Aquaman özünü reddetmeyerek, birçok kült ve modern detay ile kendi dünyasına sahip çıkmaya çalışıyor. Kısacası Aquaman, Wonder Woman ile birlikte DC Sinematik Evreni’nin en özenli yapımı. Görsel olarak etkileyici, can sıkan noktaları olmasına rağmen kendi içerisinde tutarlı ve akıcı bir anlatımı var. Oyunculuk ve müzik kullanımında ise başarısız.

CADDE NOTU: 6.5/10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s