Açıkçası, Endgame’den sonra Marvel’ın yapacağı diğer filmlere olan ilgim ve beklentim azalmıştı fakat Spider-Man = New York algımız dahil tüm beklentilerimizi tepetaklak eden bir film var karşımızda. Avengers: Endgame’in oluşturduğu boşlukları dolduran ve sonrasını inceleyen Spider-Man: Far From Home, 4. faza göz kırpan ara bir hikaye olmaktan daha fazlasını vadediyor. Bir süper kahraman filmini aşarak gençlik, romantik komedi ve macera türlerinin uyumlu şekilde birleştiği bir film haline geliyor.

16 yaşındaki bir çocukla empati yapabilmemizi sağlayan film, karakterin önceki görünüşlerinden çok daha farklı bir konuma yerleşiyor. Tom Holland’ın oyunculuğu, güçlü bir süper kötünün etkisi ve yan karakterlerin zenginliği ile birleşen film, en özel Spider-Man yapımlarından bir tanesi.

İlgi çekici ve çok boyutlu karakterler sunmayı başaran film şok edici sonu ile yeni zorluklara kapı aralıyor ve Infinity War’da yaşanan, nüfusun yarısının dünya üzerinden yok olduğu olayın etkisi üzerine de değiniyor; artık hayatta olmayan Avengers kahramanlarının yarattığı boşluğa da.

New York’tan uzaklaşsa da Peter Parker, tıpkı ilk filmde olduğu gibi bir kez daha süper kahraman olmanın bedelleri ve getirdiği sorumluluklar ile yüzleşiyor. Böylece, sadece New York’u koruyan bir süper kahraman olmaktan çıkarak, uzaya da çıkmış bir Avengers ekip üyesi olarak; tüm dünyayı korumak gibi bir misyonu olduğu ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Büyük güçle beraber büyük sorumluluğun da geldiğini gören Peter, süper kahramanlığa hazır olup olmadığını keşfediyor.

Bir olgunlaşma hikayesi olduğundan Peter’ın film boyunca hayattaki planların her zaman hayal edildiği gibi gerçekleşmediğini, normal bir hayat istemenin bencillik olmadığını, güçleriyle beraber gelen sorumlulukları olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Aksi takdirde, Spider-Man’in hayatında kendinden şüphe duymak, sorumluluklardan kaçmak ve seçim yapmaktan kaçınmak kötü sonuçlanabilir. Süper güçler, kabul edilmedikçe hiçbir anlam kazanamıyor.

Anlatımın gelişme kısmında tekrara düşen ve temposu yavaşlayan film, Mysterio karakterinin -deyim yerindeyse- gerçek yüzünü göstermesiyle hızlanıyor. Mysterio’nun gerçek yüzünü gösterdiği süreçte karakterin hızlı ve yüzeysel çözülüyor olması pek tatmin edici gelmiyor. Özellikle Thanos’un gücüne tanık olduğumuz son iki filmden sonra.

Peter’ın Mysterio’ya kolayca inanmasının hatta inanmak istemesinin de temelleri çok yerinde. Mentör olarak gördüğü Tony Stark öldükten sonra oluşturduğu boşluk ve uzun süren bir savaştan sonra bir süper kahramanın dahi tatile ihtiyaç duyuyor olması, Peter Parker ile empati kurmamızı çok daha kolaylaştırıyor ve süper güçlere sahip kahramanları insanlaştırma temasını işliyor. Karakterlerin iyi ya da kötü hareketlerinin etkileri, başkalarının iyiliği için kendilerini feda ederek ölmelerinden sonra bile devam edebiliyor.

Kaynak eserleri takip edenlerin beklediği üzere, Mysterio beklentileri karşılıyor. Filmde de aslına uygun olacak bir şekilde, Spider-Man’in psikolojisini tamamen derinden etkileyecek olaylar silsilesinin başlamasını sağlıyor. Ün ve hayranlık isteyen birinin düşman olarak tanıtılması ve bu kişi üzerinden film yapımının kendisine atıfta bulunuluyor olması da filmin zeki noktalarından. Filmlerin yaratımı, görsel efekt kullanımı ve insanın yapay olana dahi inanma isteği ile hem medyada gösterilenlerin ne kadar kolay çarpıtılabileceği hem de insanların güven duyma ihtiyacının ne kadar çabuk manipüle edilebileceği gösterilmiş oluyor. Paralel evrenden geldiğini söylemesi de insanları kendine inandırmak için uydurduğu hikayelerden sadece biri oluyor; tabii bu paralel evrenlerin bir şekilde Marvel’da izleyeceğimiz hikayeleri oluşturmayacağı anlamına gelmiyor. Belki de Mysterio, istemeden de olsa, izleyiciyi bu yönde hazırlamaya yardımcı oluyor.

Peter Parker’ın MJ ile olan ilişkisine de değinen film, hiç kuşkusuz bu efsanevi aşkın sadece başlangıcını anlatıyor. MJ’in tamamen kendi içgüdülerine güvenerek, zekice Peter’ın gerçek kimliğini keşfetmiş olması, hiç kuşkusuz karakterin ‘kurtarılmayı bekleyen kız’ imajından çıkarak daha üç boyutlu bir hale gelmesini sağlıyor. Üstelik Mysterio’nun sırrını keşfetmelerini sağlayan da MJ ve onun sorgulayıcı karakteri sayesinde oluyor.

Film sonrası sahneleri sayesinde gelecek filmler için heyecanlandığımı belirtmeliyim. J.K Simmons’ın J. Jonah Jameson sürprizi, Daily Bugle’ın varlığı, Spider-Man’in gerçek kimliğinin açıklanmış olması ve halkın gözündeki popülerliğinin tehlikeye girmesi daha önce tükettiğimiz Spider-Man eserleriyle biraz benzerlik gösterse de, Marvel’ın bu hikayelere taze bir soluk getireceğine şüphem yok.

CADDE NOTU: 7.0 / 10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s